Haberler: Mail: admin@tekno50.com

Tekno50 Forum

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Serdar50

Sayfa: [1] 2 3 ... 5
1

SAVAŞTIK
Barış, istedim.
Savaş, dediler.
Evet, dedim.
Savaştık.
Yenildiler.
Ben, dedim.
Sensin, dediler.
Çekip gittiler.

-----------------------------------------------------------

KURTULUŞ SAVAŞI'NI BEN BAŞLATTIM
Sıfırdan zirveye çıktım
Vatanı kurtardım
Bin yıl geçse bile
Dünya beni unutmaz.
* * * *
Osmanlı çökmüş, bitmişti.
Külü bile kalmamıştı.
Anadolu'da özgürlük ateşini yaktım
Kurtuluş Savaşı'nı ben başlattım.
* * * *
Anadolu halkı gururla
Benim yanımda oldu
Düşman siperleri kurşunla,
Bombayla doldu.
* * * *
Ey genç yeni nesiller!
Türkiye Cumhuriyeti'nin fedaisi olun.
Hiçbir şeye boyun eğmeyin
Özgür ve bağımsız kalın.

-------------------------------------------------------

KİMSE BENİ SEVMESE DE BU VATANI KURTARIRDIM
Kimse beni sevmese de
Cumhuriyeti kurardım
* * * *
Kimse beni sevmese de
Şapka devrimini yapardım
* * * *
Kimse beni sevmese de
Harf devrimini yapardım
* * * *
Kimse beni sevmese de
Kadınlara özgürlük sunardım
* * * *
Savaştım, sonuna kadar savaştım
Beni sevmeyenler olacağını bile bile
* * * *
Sevmeyecekler için de savaştım
Onların mutluluğu ve refahı için de savaştım
* * * *
Siz ey şanslı yeni nesiller, sevenler ve sevmeyenler
Sıcak yataklarınızda rahat uyuyun, ben sınırda nöbetteyim.

-------------------------------------------------------

ÇANAKKALE'DE TARİH YAZDIM
Ben tarih yazmasam, tarih beni yazmazdı.
Çanakkale'de Anzak mezarını kazmazdı.
Savunmada bekleyip taarruz etmesem
Emrimdeki ordu zafere ulaşmazdı.
* * * *
Bu ordu başka ordu, Kahraman Türk Ordusu,
Mustafa Kemal'e güvenir, yoktur düşman korkusu
En önde ben oldum, hücum dedim, ileri atıldım
Asker peşimden geldi, kahrettik, düşman olan herkesi.

-------------------------------------------------------

YURT DIŞI GEZİLERİNDE ATATÜRK
On beş yıl iktidarda kaldı
Yurt dışı geziye çıkmadı
Çünkü halkıyla barışıktı
Yurt dışında ne işi olacaktı?
* * * *
Samsun'a gitti, Erzurum'a, Sivas'a gitti.
Kırşehir'e Nevşehir'e Bursa'ya gitti.
Türkiye'de gitmediği yer kalmadı.
İnsanlar, O'nu sevgiyle bağrına bastı.
* * * *
Demokrasiyle yönetilen bir ülkede
Üst düzey yöneticiler
Yurt dışı gezilere sık sık çıkıyorsa
İç politikada işler iyi gitmiyor demektir.

-------------------------------------------------------

İKİ TABUR ASKER, HİNDİSTAN VE BEN
24 Yaşında yüzbaşı oldum
Harp Akademisi mezunuydum
Osmanlı Ordusu'nun gözde,
Genç subayları arasındaydım.
* * * *
Padişah Vahdettin şehzadeyken
Saraya gider, görüşürdüm.
Devlet erkanı beni tanıyordu
Vahdettin padişah olunca
Daha fazla görüşmeye başladık.
* * * *
Bir defasında padişah Vahdettin
Yanıma iki tabur asker alıp
Müslümanlık adına
Hindistan'ı fethetmemi istedi.
* * * *
Aman, dedim, nasıl olur?
Olur, Mustafa Kemal olur.
Sen yeter ki iste, başarırsın,
Hindistan'ı İngilizlerden kurtarırsın.
* * * *
Padişahın bence kabul görmeyen
Bilmem kaçıncı girişimiydi.
Cezayir diyordu, Fransızlar diyordu.
Yemen diyordu, Arabistan diyordu.
Sen çölde bile devlet kurarsın diyordu.
* * * *
Doğru, ben isteseydim Hindistan'ı fethederdim
İngilizleri Asya'dan söküp atardım
Elden çıkmış Arabistan'ı yeniden fetheder
Çölde bile yeni bir devlet kurardım.
* * * *
Ben sömürgeciliğin karşısındayım
Benim ne işim var Hindistan'da
Ne işim var Arabistan çöllerinde
Sonunda yine emperyalizm özlemleri
Dünya milletlerini bir bayrak altında toplama hayali.
* * * *
Ben her milletin kendi bayrağı altında
Özgür ve bağımsız yaşaması taraftarıyım
Osmanlı bir beylikti, devlet oldu
Sonradan pek çok devleti sınırları içine aldığından,
Osmanlı İmparatorluğu dendi.
* * * *
Osmanlının adaleti bin yerden patlak verdi.
Güçsüz kalınca baskı altındaki milletler ayaklandı.
Sevr Antlaşması Osmanlının idam fermanıydı.
Osmanlı son buldu, Türklüğü ben kurtardım.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım



2


ATATÜRK YOK, GİTTİ DİYORLAR
Atatürk'ü soruyorum, nerede diyorum?
Atatürk yok, gitti, diyorlar.
Nereye gitti, diyorum?
Bilmiyoruz, diyorlar.
* * * *
Olmaz, Atatürk gitmez, diyorum.
Bizi bırakıp nereye gidecek?
Sınırda nöbet bekliyordur.
Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyordur.

-------------------------------------------------------

SELANİK YİĞİDİ
Selanik'te bir yiğit doğar.
24 yaşında yüzbaşı olur.
Yurduna saldıran düşmanlara karşı koyar.
Genç yaşında dünyaya nam salar.
* * * *
Sağ elinde kılıcı siperden fırlar.
Hücum diye bağırır, ileri atılır.
Türk askeri komutanın peşinden gider.
Önce Mustafa Kemal düşmana çarpar.
* * * *
Bir insan bu kadar mı büyük doğar?
Yaşamı boyunca bu kadar mı büyük işler başarır?
İnsanlık tarihini bu kadar mı değiştirip yeniden yazar?
Zirvedeki yerinde bu kadar mı yalnız kalır?

---------------------------------------------------------

TÜRK BAYRAĞI
Dalgalan ey şanlı Türk Bayrağı
Türk'ün adını haykırarak dalgalan
Sen bilirim tarihe sığmazsın,
Mustafa Kemal Atatürk diye dalgalan.
* * * *
Rüzgar esmese de, yaprak kımıldamasa da
Sen Trablusgarp, Bingazi diye dalgalan
Anadolu nefes alamaz duruma gelse de,
Sen Anafartalar, Conkbayırı diye dalgalan.
* * * *
Ben yıkarım sistemleri alt üst ederim
Fırtınaları, boranları beynimde eritirim.
Ben yıkılmam, yıkarım, siler de geçerim.
Kasırgaları, tayfunları çizer de geçerim.
* * * *
Bu vatan kurtulmalı dedi, kurtardı
Türkiye Cumhuriyeti kurulmalı dedi, kurdu.
Pek çok zorluğu aştı, engelleri geçti
Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek muzaffer olacaktır.

-------------------------------------------------------

TARİH 25-03-2017
Ey 1.000 yıl sonra yaşayan insan,
Sen Atatürk'ü biliyor musun?
Atatürk dünyada barış istiyordu.
Bunun farkında mısın?
* * * *
Barışı korudun mu?
Savaştan kaçındın mı?
Komşu devletlere saldırıp
Savaş çıkardın mı?
* * * *
Fetih işi çözüm değil,
Dünyaya hakim olunmaz.
Hakim olmak isteyenin
Son nefesinde hekim bulunmaz.
* * * *
Birkaç yüzyıldır savaş olmadı,
Barış var diyorsan
Bravo diyorum sana
Seni alkışlıyorum.
* * * *
Atatürk ilkelerinden vazgeçme
Dünyada barışı koru
Başka dünya yok diyorsan
Sonsuza dek mutlusun.

-------------------------------------------------------

NEDEN ATATÜRK'Ü SEVİYORUM
Yurdu düşmanlardan kurtardığı için,
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduğu için,
İnsanca yaşamanın yolunu gösterdiği için,
Düşünceye özgürlük sunduğu için.
* * * *
Beni tanıyanlar soruyorlar:
Neden Atatürk'ü bu kadar çok seviyorsun?
Ben de diyorum, Atatürk sevilmeyecek biri değil,
Yüreğinde sevgi olan herkes Atatürk'ü sever.
* * * *
Atatürk sevgidir, Atatürk ilgidir, Atatürk saygıdır.
Atatürk özgürlüktür, Atatürk çağdaşlıktır, Atatürk ilerlemedir.
Atatürk geri kalmamaktır, Atatürk medeniyettir.
Atatürk dünyada ön sırada yer almaktır.

-------------------------------------------------------

BEN BİR ZAMAN GEZGİNİYİM
Ben bir zaman gezginiyim,
Zamanda gezer dururum,
Geçmiş zamanlarda yaşamış insanların,
Önderleri kimmiş merak eder dururum.
* * * *
Yüzyılları, bin yılları araştırdım
Büyük önderler kimmiş belirledim.
İnsanlık tarihinin en büyük önderini seçtim
Adı Mustafa Kemal Atatürk.
* * * *
Atatürk ülkesini kurtarmak için,
Kıyasıya bir mücadele içine girmiş.
Yaptığı savaşlarda hiç yenilmemiş.
Böylelikle yurdunu düşmanlardan kurtarmış.
* * * *
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuş.
Türk Halkının beynindeki prangaları söküp atmış.
On beş yıl iktidarda kalmış.
Bu süre içinde yurt dışı geziye çıkmamış.

-------------------------------------------------------

CUMHURİYET VE BARIŞ
Padişahmış, kralmış, sözü kanun sayılırmış.
Kimseye hesap vermek zorunda değilmiş.
Olmaz ki, böyle yönetim olmaz ki?
Bir ülke böyle yönetilmez ki.
Yönetim şekillerinden
En güzelini seçtim.
Cumhuriyet dedim.
* * * *
Bir sınır olayını bahane edip
Komşu ülkeye saldırıp savaş çıkaran devletler var
Siz nasıl padişah, nasıl kralsınız?
Anlaşma yolunu denesenize
Bir buluşun, konuşun.
Barışı fark edin
Barış deseniz, savaşmazsınız.
Devletler arası ilişkilerden
Zor olanı seçtim
Barış dedim.
* * * *
Cengiz Han dünya imparatorluğu sevdasındaydı.
Büyük İskender, dünyaya hakim olmak için, yola çıkmıştı.
Napolyon, Fransa'yı küçük dünya olarak kabul ederdi.
Hitler, dünya benim emrimde olmalı derdi.
Barış deyip ülkelerini kalkındırmak yerine
Savaş deyip ülkelerini felakete sürüklediler.

-------------------------------------------------------

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Tarih her yüzyılda bir kahraman üretir
19. yüzyılda da bir kahraman üretti.
Bu kahraman öylesine büyük, yüce ve güçlüydü ki,
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kahramanı unvanını hak etti.
* * * *
Ben ne kadar bir tarih kitabı yazmaya çalışsam da
Kahraman diye anılanlar bir, iki sayfada eridi, gitti.
Yüz sayfa, bin sayfa ayırdım ama yetmedi.
Sen ne büyüksün Mustafa Kemal Atatürk tarihe sığmazsın.
* * * *
Yokluk vardı, darlık vardı, yalnızlık vardı.
Düşman vardı, hain vardı, güven yoktu.
İnsan vardı, millet vardı, ulus vardı.
Hepsinden önemlisi yenilmez armada vardı.
* * * *
Çıktı, çaktı, çökertti, silindir gibi ezdi.
Anadolu'ya saldıran düşmanları perişan etti.
Biz, milli sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız,
Yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz, dedi.
* * * *
Yabancı kültürlerin benimsenmesi milli varlığımızı tehlikeye düşürür, çağdaş uygarlık düzenini yakalamamızı engeller.
Atatürk, batının ve doğunun tekniğinden ve biliminden yararlanırken, milli kültürümüzü korumamız gerektiğini belirtmiştir.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


3

ATATÜRK 135 YAŞINDA
135 Yaşında bir güçlü, dev Türk.
O'nun adı Mustafa Kemal Atatürk.
*            *            *            *
1881 yılında doğdu.
Tam 24 yaşında yüzbaşı oldu.
*            *            *            *
31 Mart Ayaklanması'nda vardı.
Hareket Ordusu Kurmay Başkanı oldu.
*            *            *            *
Osmanlı İmparatorluğu çökmüştü.
Fethedilen ülkeler elden gitmişti.
*            *            *            *
Sonunda Anadolu'ya düşman dolmuştu.
İnsanlar çaresiz, ümit yok olmuştu.
*            *            *            *
Karanlıkta ışık belirdi, uzakta.
Vapurla geldi, ayak bastı Samsun'da.
*            *            *            *
Cumhuriyetin sınırlarını çizdi.
Düşmanları şöyle bir hizaya dizdi.
*            *            *            *
Savaş, dedi, düşmanlar, savaş isteriz.
Dedi Mustafa Kemal , savaştan kaçmam.
*            *            *            *
Ordu yoktu, ordu kurdu, silah buldu.
Cephede ön safta kendine yer buldu.
*            *            *            *
Kana kan, dişe diş düşmanla savaştı.
Aman vermedi düşmana onu yendi.
*            *            *            *
Düşman üzgündü, Kemal geçilmez, dedi.
Umutsuz postu Çanakkale'ye serdi.
*            *            *            *
Sonra Yunan İzmir'e çıkartma yaptı.
İlerledi, ortalığı yakıp yıktı.
*            *            *            *
Mustafa Kemal orduyu geri çekti.
Sakarya Irmağı bağlantıyı kesti.
*            *            *            *
Bir buçuk yıl askere savaş öğretti.
Her asker bir Mustafa Kemal olmuştu.
*            *            *            *
Mustafa Kemallerle dolu bir ordu.
Düşmana kaç paralıksın diye sordu.
*            *            *            *
Tuttu, aldı, vurdu, yerden yere vurdu.
Zaman saatini Cumhuriyet kurdu.
*            *            *            *
Ey güzel Cumhuriyet, sen ne güzelsin.
Özgürlük denizinde mutlu yüzersin.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım - Türkiye 2017


---------------------------------------------


ÇANAKKALE'DE BEN VARDIM
İster miydim Anadolu işgal edilsin?
İster miydim ordular dağıtılsın?
İster miydim padişah teslim olsun?
İstemezdim, böyle olsun istemezdim.
*            *            *            *
Anadolu harap, bitap bir haldeydi.
Türlü katliamlar yaşanmaktaydı.
İnsanımın koruyanı, kollayanı yoktu.
Sonunda İngiliz gemileri Çanakkale'ye geldi.
*            *            *            *
Alman komutan Liman Von Sanders Türk birliklerinin başındaydı.
Tabyalar savunmasızdı, ateş hattındaydı.
Düşman çok güçlüydü, kayıplar artmıştı.
Siperler gerilere, daha gerilere çekilmişti.
*            *            *            *
Ben geldim Çanakkale'ye insanlar beni tanıyorlardı.
Liman Von Sanders bir cephe sana yeter mi dediydi?
Ben hayır dedim, bütün cephelerin komutanlığını bana vermelisiniz.
Dediğim aynen oldu, Çanakkale'de ben vardım.
*            *            *            *
Geceleri uyku tutmazdı beni.
Atıma bindiğim gibi dörtnal uzaklaşırdım.
Düşman sabaha karşı nereden çıkartma yapar.
Bunun planını yapar, önlemini alırdım.
*            *            *            *
Çanakkale'de dört - beş gün uyumadığım olurdu.
Bir gece saat iki sularıydı.
Birliğime geri döndüm ve emrimi verdim:
Conkbayırı'na beş yüz asker çıkarın, mevzilensinler.
*            *            *            *
Aman komutanım, dedi, diğer subaylar.
Orası kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdir.
Ne gereği vardır orada beş yüz askerin.
Bir asker bile gitmese daha doğrudur.
*            *            *            *
Siz dedim, beş yüz askeri gönderin.
Evet, dediler, gönderdiler.
Sabaha karşı Anzaklar Conkbayırı'ndaydı.
Ama ben de Türk Askeri'nin yanındaydım.
*            *            *            *
Kılıcım sağ elimdeydi, tabancam sol elimde.
Bütün bir gün savaştık can siperhane.
Yıkılmadık, yenilmedik, galip gelen biz olduk.
Kazanan biz, yenilen İngiliz oldu.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


-----------------------------------------------


KARANLIK BENDEN KORKTU
Ben aydınlığım, çağdaşım, medeniyetim.
Geleceğe yönelik güzel duygular içindeyim.
Yeni yıllar, yüzyıllar, bin yıllar,
Benim için, yarınki gün gibidir.
*            *            *            *
Evrenseldir duygular, sonsuza dek geçerli.
Bir bütündür fikirler, beyinlerde gizemli.
Ben isteseydim bir çağ açıp bir çağ kapatmaz,
Gücüm vardı, yüz çağ açıp yüz çağ kapatırdım.
*            *            *            *
Anadolu, boğazına kadar karanlığa batmıştı.
Sevr Antlaşması Türk insanı için, idam fermanıydı.
Ben bir kükredim, yer , gök inledi.
Dünya benim eşsiz haykırışımı dinledi:
*            *            *            *
Siz kim oluyorsunuz, vatanımı nasıl işgal edersiniz?
Yüz binlerce askerle geldiniz, topunuzla, tüfeğinizle.
Bakın benim askerim yok, topum, tüfeğim yok.
Yokluktan çıktım ben, gerekirse yoktan var ederim.
*            *            *            *
Padişahın idam fermanı,
Demokles'in kılıcı gibi sırtımdaydı.
Anadolu halkı içerden vuran
Bu gücün farkındaydı.
*            *            *            *
Rütbelerim sökülmüştü, bir er durumundaydım.
Doğu Orduları Komutanı Karabekir Paşa,
Emrinizdeyim efendim, dedi.
Sonra bütün komutanlar bağlılığını bildirdi.
*            *            *            *
Osmanlı diye bir millet yoktur.
Osmanlı bir hanedanın adıdır.
Büyük Selçuklu Devleti parçalanmış,
Buradan Anadolu Selçuklu Devleti oluşmuş.
Yıllarla o da parçalanıp, beyliklere dönüşmüş.
Osman Gazi'nin kurduğu Osmanlı Beyliği ortaya çıkmış.
*            *            *            *
Osman Gazi, ben Türküm, diye öğünürdü.
Orhan Gazi, babam ve ben Türk'üz, derdi.
Onların oğulları da Türk'tü.
Akınlar yaptılar Avrupalı ürktü.
*            *            *            *
Fatih Sultan Mehmet Türklük adına İstanbul'u fethetti.
Yavuz Sultan Selim ilk Türk halifesiydi.
Avrupalı, barbar Türkler geliyor, deyip korkardı.
Sonra Kanuni Viyana'yı kuşattı.
*            *            *            *
Erzurum ve Sivas Kongrelerini topladım.
Yurdun kurtuluşu yolunda önemli bir adım attım.
Karanlık benden korktu, aydınlığı istemedi.
Aydınlığı istemeyen karanlığı paramparça ettim.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


------------------------------------------


BEN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜM
Ben bu vatanı kurdum.
Savaştım, zafer kazanmadan,
Barış antlaşması imzalamadım.
Zaten tarih hep benden yana oldu.
* * * *
Ben bir Osmanlı subayıydım.
Padişahın iradesine asla karşı gelmedim.
Ama o, benim tacıma, tahtıma dokunmayın,
Anadolu'da ne isterseniz yapın, dedi.
* * * *
Padişah Vahdettin böyle demese bunlar olmazdı.
Anadolu'da böylesine kıyımlar yaşanmazdı.
Ordular dağıtılmıştı, silahlar toplanmıştı.
Asker evine, köyüne gönderilmişti.
* * * *
Güneyde İngilizlere karşı zafer kazandım.
Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkan olarak görev aldım.
Halk arasında adım saygıyla anılıyordu
Çanakkale'ye geldiğimde dünya beni tanıyordu.
* * * *
Benim adım Mustafa Kemal Atatürk.
Damarlarında Türk kanı akan herkesin Mustafa'sıyım.
Ödün vermez yüreğim, bükülmez bileğim.
Ben Türküm diyen herkesin Kemaliyim.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


----------------------------------------


ATATÜRK'ÜN ARAMIZDAN AYRILDIĞI YAŞTAYIM
Gökyüzünde şimşek çaktı.
Yeryüzüne yıldırım düştü.
On yıl boyunca araştırdım.
Gerçekleştirdikleri olağanüstüydü.
Dünya tarihinde tekti.
* * * *
Ey sen büyük komutan!
Ey sen büyük devlet adamı!
Seni saygıyla anıyorum.
İnsan olmanın bilincinde olan
Herkesten bu saygıyı bekliyorum.
* * * *
Yıllar geldi, yıllar geçti.
Aradan 78 yıl geçti.
Yaşadığı yıldan bunca yıl sonra,
Adı saygıyla anılan bir başka komutan,
Devlet adamı var mı?
* * * *
Sen ki sekiz yıl annen Zübeyde Hanım ve kardeşin Makbule Hanım'dan ayrı kaldın.
Varını, yoğunu bu vatan için ve gelecekte kuracağın Türkiye Cumhuriyeti için feda ettin.
Nasıl Çanakkale'de üçüncüye sıtmaya yakalanmıştın ve doktor vücuduna aşırı kinin enjekte etmişti.
Yakınında bulunan subaylara ya gider ya gelir demişti.
Sen gitmedin geldin, benim refah ve mutluluğum için, direndin.
Kurduğun Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve seni tanımayanlar var.
Bunlara tavsiyem yaşadığı için, Mustafa Kemal Atatürk'e şükretmeleridir.
* * * *
Bir cami yaptıranın adını hayır, dua ile anarsın da
Cumhuriyet kurulduktan sonra yüzlerce cami yaptıran ve
Yaptırılmasına ön ayak olan
Atatürk'ü neden sevmezsin?

SON

Yazan: Serdar Yıldırım - 2016



4


EŞSİZ ASKER ATATÜRK
O, bir millete baştı.
Yel oldu, dağlar aştı.
Sel oldu, düşman kaçtı
Tüm dünya buna şaştı
Eşsiz asker Atatürk.

---------------------------------

ATATÜRK VE CUMHURİYET
O'nsuz tarih olmazdı.
O, doğmasaydı.
Tarih kitaplarını yırtardım,
Cumhuriyet kurulmasaydı.

---------------------------------

CUMHURİYET
Haykır durma, Cumhuriyet 75 yaşında.
Dört mevsim yaşanıyor, toprağında, taşında.
*     *     *      *
Birbiriyle kaynaşmış Türk Halkı'nın sesi var.
Asrımızın ileri, güçlü Türkiye'si var.
*     *     *     *
O güçlü Türkiye'nin önderi, lideri var.
Elinde meşalesi Yüce Atatürk'ü var.
*     *     *     *
Sarsılmaz irademiz, bükülmez bileğimiz.
Işığıyla aydınlanır uygarlık yolumuz.
*     *     *     *
Cumhuriyet sonsuza, sonsuza ulaşacak.
Bütün diğer devletler ondan geri kalacak.

Serdar Yıldırım - 1998

----------------------------------

BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ
- Dumlupınar Meydan Muharebesi -
Kütahya'ya bağlı Dumlupınar yakınındaydı.
Tarih 30-Ağustos-1922
Beşinci günüydü Büyük Taarruz'un.
Yunan işgal kuvvetlerine karşı
Kesin bir Türk zaferiyle sonuçlandı.
Şahsen yönetilmişti,
Mustafa Kemal Paşa tarafından.

-----------------------------------

DEVRİMCİ MUSTAFA KEMAL
Ağaçlara, taşlara, yapraklara, kuşlara
Denizlere, göllere, ırmaklara, çaylara
Gelip geçen yıllara, mevsimlere, aylara
Duygularım coşar, sel olur, seni sorarım.
*             *             *             *
Selanikim, Samsunum, Ankaram, İstanbulum
Karadenizim, Marmaram, Egem, Akdenizim
Başka izmleri boş ver yeterli Kemalizm
Hedef zirve çünkü ben gerçek bir Türk genciyim.
*             *             *              *
Bir volkan gibi kabardım, kabıma sığamam.
İlkelerinden başkasına gidip sığınmam.
Sen varken uzakta yol gösterici aramam.
Ben bu yurdu emanet ettiğin Türk genciyim.

--------------------------------------

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK CUMHURİYET DEMEKTİR
Bu topraklarda Cumhuriyet özgürlük demektir.
Özgürlük Anadolu'da Cumhuriyet demektir.
Özgür olmak isteyen yeni nesillere,
Altın tepsi içinde Cumhuriyeti sunduk biz.
*             *             *             *
Çilesini biz çektik, acısını biz yaşadık.
Yıllarca Kurtuluş Savaşı için ömür törpüledik.
Pek çoğumuz evine geri dönemedi.
Bebeklerimiz bize bir kez baba diyemedi.
*             *             *             *
Vatanımızı savunduk düşmana karşı.
Gündüz ve gece bekledik siperlerde.
Bağrımıza hançer saplandı istemesek de.
Hançeri bağrımızdan çıkarıp düşmana sapladık.

-----------------------------------------

SONSUZA KADAR KALBİMDESİN
Ey tarihin kaydettiği büyük komutan!
Bu vatanı kurtardın diye sana şükran borçluyum.
Temelleri çok sağlam Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdun.
Gösterdiğin olağanüstü kahramanlığa minnettarım.
*             *             *             *
Ey tarihin kaydettiği eşsiz devlet adamı!
On beş yıl onurlu ve şerefli bir yönetim gösterdin.
Başarılarından dolayı seni alkışlıyorum.
Gönlümden derlediğim bir demet çiçeği armağan ediyorum.

--------------------------------------------

BİR GÜNEŞ GİBİ DOĞDUN
Şan, şeref ve onurla taşıdın Türk Bayrağı'nı.
Olmaz, dediler, bu vatan kurtulmaz, dediler.
Bitti, dediler, her şey bitti, dediler.
Anadolu yandı, yıkıldı, tükendi, dediler.
Sonra sen bir güneş gibi doğdun,
Anadolu'nun bağrında karanlığı boğdun.
*            *            *              *
Yenilmeyiz biz, yeneriz diyenleri tükettin.
Topun, tüfeğin az olsa bile onları alt ettin.
Şanlısın sen, Türklük sana şükran borçlu.
Türklüğü zirveye taşıdın, sürünsün onlar yer altında.

-------------------------------------------

VATANI KURTARMAK YETMEZDİ
Devrim gerekliydi.
Devrim; değişim, çağdaşlaşma demekti.
Fikirde, düşüncede devrim
Kılık, kıyafet devrimi
Şapka devrimi
Kadınlara özgürlük
Harf devrimi
Gelin, tamamlayalım devrimi, dedim.
Geldiler, tamamladık.
Çağdaşlaştık, medenileştik.
İlkellikten kurtulduk, modernize olduk.
Modern olduk.
Çağın gereklerine uyduk.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım



5
Tarih / Ynt: Atatürk Bir Deha - Serdar Yıldırım
« : 28 Haziran 2026, 12:55:44 »

ATATÜRK GİBİ OLMAYA ÇALIŞMAK                                                                                                                                                                                                                                                   
Atatürk, dünyanın gelmiş, geçmiş
En büyük insanı
O, bir önder, lider.
Yurduna saldıran düşmanlara karşı koyan
Savaşan askeriyle omuz omuza
Geçit vermeyen düşmana
Vatanı için, canını tehlikeye
Atmaktan çekinmeyen
Bir özgürlük sevdalısı.
*           *            *            *
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran
Tarihe ismini altın harflerle yazdıran
En kült düşüncenin bile görmezden gelemeyeceği
Bir bağımsızlık sevdalısı.
*           *            *            *
Başkalarına zarar vermemek şartıyla
İstenilen hayatın yaşanabileceği
Yenilene, içilene karışılmayan
Düşüncenin özgür olarak
İnsan beyninde şekillendiği
İnsana hayat veren öz güvenin
Sevgi ve barışta kesiştiği
Mutlaka  savaş olacaksa
Bunun bilim ve teknolojide
İleri gitmek için, yapılacağı
Bir üstün güç sevdası.
*           *            *            *
İnsanoğlu bir milyar yıldır dünyada var
Kabul görür bu bir milyon yıl olarak
Yine de tarih on beş - yirmi bin yıla
Sığdırılmaya çalışılır.
Bu durum insanlar tarafından kabul gördükçe
Atasını tanıması zor olur insanın.
*           *            *            *
Atatürk'ü sevelim
Sahip çıkalım devrimlerine
Dünyada yirmi dört tane İslam Ülkesi var.
Bunun yirmi üç tanesi
İç çatışma ve karışıklık içinde.
*           *            *            *
Atatürk, Atatürk diyelim
Güzelim Cumhuriyetimizi
Dış güçlere teslim etmeyelim
Özgür ve bağımsız yaşayalım
Atatürk ilke ve devrimlerinden ayrılmayalım.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

6
Tarih / Ynt: Atatürk Bir Deha - Serdar Yıldırım
« : 28 Haziran 2026, 12:54:33 »
                         
MUSTAFA KEMAL: SAVAŞTA VE BARIŞTA DEVRİM   
Devrim yaparsın savaş meydanlarında
Girdiğin her savaşı kazanırsın
Tarih yazarsın Mustafa Kemal gibi
Mustafa Kemal Atatürk gibi.
 *      *        *        *
Tarih kitaplarının yazdığı
Savaş kahramanları
Sınırını geçenlerdir başka bir ülkenin.
 *      *        *        *
Mustafa Kemal onlara benzemez
Yurdunu istila eden düşmanlara karşı koyar
Arada dağlar kadar değil,
Fark vardır çağlar kadar
Fikirleriyle, düşünceleriyle orta çağ karanlığını yok etmiştir
Başlamıştır Atatürk Çağı.
 *      *        *        *
Atatürk Çağı hiç bitmeyecektir
Var olacaktır dünya durdukça
Dünya sonsuza kadar var olacağına göre
Atatürk hep en önde, hep zirvededir.

SON




7
Tarih / Ynt: Atatürk Bir Deha - Serdar Yıldırım
« : 28 Haziran 2026, 12:53:36 »

DÜNYADAN BİR MUSTAFA KEMAL GEÇTİ
Toprakları işgal edilmiş bir vatan
Bağrına hançer dayamış olan düşmana çatan
İnanılmaz adımlar atan özgürlük yolunda
Bir kurşuna satan düşmanın yüz tanesini.
* * * *
Başka milletlere boyun eğmeyi reddeden
Bunun için, sessiz kalmayan, isyan eden
Sekiz yıl boyunca cepheden cepheye giden
Düşmanı mahveden Anadolu'nun boşluğunda.
* * * *
Ey Kurtuluş Savaşı'nın yenilmez armadası
Ey dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanı
Ey Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı
Tarih senden yana, bunu fazlasıyla hak ediyorsun.
* * * *
Dünyadan bir Mustafa Kemal geldi, geçti
Herkesten çok hak ediyordu bu dünyada yaşamayı
On yılımı uğruna feda ederdim mümkün olsa yaşamımdan
İnanın Anadolu şu anda bambaşka bir kimliğe bürünürdü.

SON

8
Tarih / Ynt: Atatürk Bir Deha - Serdar Yıldırım
« : 28 Haziran 2026, 12:53:01 »

ATATÜRK İLE İLGİLİ BİR ŞİİR YAZMAK
Kağıt önümde, kalem elimdedir
Benim beynimdedir bir büyük enerji
Kalem kağıdın üstünde kanatlanıp uçtukça
Coşarım, ışık olurum
Aydınlatırım Anadolu'yu.
* * * *
Atatürk şiiri yazmaya başladığımda
Burası evim olabilir, bir otobüs durağı veya
Bahçesi olabilir bir marketin
Konuya odaklanırım
Dakikalar sonra
Kağıda düştüğünde ilk cümleler
Sadece yazmak, daha çok yazmak isterim.
* * * *
Şu son altı yılda yazdığım
Atatürk ile ilgili seksen iki şiirim
Okurlar tarafından beğenildi, takdir edildi
Onlar haykırdılar, Atatürk, dediler
Atatürk bizim tek önderimizdir, dediler.
* * * *
Atatürk gibi bilgili, atak ve cesur olmak
Komutasındaki az bir kuvvetle
Savunmaya çalışmak yurdunu
Değişik zamanlarda yaptığı pek çok savaşta
Her zaman galip gelmek, hiç yenilmemek
Anadolu bozkırında
Üstün düşman kuvvetlerini
Yok etmek.
* * * *
Azim ve kararlılık
Sağlam bir irade
Üstün görüş yeteneği
Olayı anında okumak
Bir şeyler olduğunda yanlış giden
Önlemini almak
Tek bir güce, kendine inanmak
Geçilemez denen düşman mevzilerini
Paramparça etmek.
* * * *
Zafer kazanmış bir kumandan edasıyla değil,
Vatan kurtarmış bir komutan gibi
Türkiye Cumhuriyeti'ni
Armağan etmek dünya tarihine.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

9
Tarih / Ynt: Atatürk Bir Deha - Serdar Yıldırım
« : 28 Haziran 2026, 12:52:26 »

BİR MUSTAFA KEMAL YARATMAK
Gerçeğinin tıpatıp benzeri
Beyni akıl dolu, oldukça zeki
Yaşadığı çağın çok ilerisinde
Dünya durdukça ışığıyla
Evreni aydınlatacak
Bir Mustafa Kemal yaratmak.
* * * *
Yurduna saldıran düşmanlara karşı koyan
Biz bu sınırlar içinde özgür ve
Bağımsız yaşamak istiyoruz diyen
Başlatan Kurtuluş Savaşı'nı
Kaybolmayan onca yokluğun arasında
Yoktan var eden Türkiye Cumhuriyeti'ni
Savaş meydanlarının yenilmez armadası
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanı olan
Bir Mustafa Kemal yaratmak.
* * * *
Çanakkale'ye gelmek bir kurtarıcı olarak
İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden ziyade
Bir buçuk yıl acımasız doğa koşullarıyla
Karla, kışla mücadele etmek
Tek bir kurşunun izini sürmek tabancasından çıkan
Düşman gemilerini Çanakkale'nin
Karanlık sularına gömmeden
Yağmur ve kar bulutlarını
Paramparça eden
Bir Mustafa Kemal yaratmak.
* * * *
Kağıt önümde, kalem elimde
Yeni bir şey yok dünümde, bugünümde
Aydınlık yarınlar vardır geleceğimde
Adım Serdar Yıldırım der, coşar, çağlarım.

SON


10
Tarih / Atatürk Bir Deha - Serdar Yıldırım
« : 28 Haziran 2026, 12:49:53 »

ATATÜRK BİR DEHA
Deha, çağının çok ilerisinde
Fikirlerle donanmış demektir
Deha, özgür ve bağımsızdır
Tarz yaratır ve bu tarzı
Yararına kullanır insanlığın.
*        *        *        *
İnsanlığa yararı olsun diye
Ortaya atılan fikirler
Anında herkes tarafından
Kabul görmez.
*        *        *        *
Orta çağ karanlığında yaşayanlar,
Ayrılmak istemez yaşadığı çağdan
Kabul etmez ilerici fikirleri
Kendisi gibi gerici olmayanların
Önünü kesmeye çalışır.
*        *        *        *
Cumhuriyet ilan edildikten sonra
Atatürk: Asıl savaşımız bundan sonra başlıyor, demiştir.
O'nun devrimlerine
En yakın arkadaşlarından karşı çıkanlar oldu.
*        *        *        *
Ben maaşımı padişahtan alıyordum
Şimdi maaşımı kimden alacağım, diyenler
İstanbul'da her gün binlerce kişiye
Mustafa Kemal, Samsun'a çıktı
Anadolu'ya gidelim,
Kurtuluş Savaşı'nı başlatalım, diyenler.
*        *        *        *
Aradan zaman geçtikçe
Anadolu karanlıktan kurtuldukça
Kültür, Anadolu'yu aydınlattıkça
Terk edenler oldu ülkeyi.
*        *        *        *
Bunlardan, Atatürk aramızdan ayrıldıktan sonra
Mustafa Kemal haklıymış, deyip
Geri dönenler oldu.
Aralarından milletvekili seçilenler oldu.
*        *        *        *
Atatürk hakkında araştırma yapalım
Öğrenelim gerçekleri
Kendimiz bir tarz yaratalım
Atatürkçü olalım.
*        *        *        *
İnsanoğlu beyninden prangaları söküp atarsa
En yüceye, en büyüğe ulaşır
Benim de, büyüğüm de
Boyun eğme yabancı güce
Sen Türk'sün, Türk olduğunu unutma.
*        *        *        *
En büyük Türk Atatürk de
O'nun izinden git
Başka her türlü yol
Senin için, çıkmaz yol.

SON

Yazan. Serdar Yıldırım

11

ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: BÜYÜK KURTARICI
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye tartışıyordu.
Naciye: Abla, son günlerde annem ve babamın konuşmalarından şu sonuca ulaştım: Osmanlı kötüye gidiyor ve önlem alınmazsa sonumuz bir felaket.
Bunun üzerine Makbule: Doğrudur. Bir kötü gidişat var ama önlem alınmıyor. Saray yabancı kadınlarla doluymuş. Padişahın annesi yabancıymış. Annemiz Zübeyde Hanım bir Türk. Biz de Türküz diyoruz. Annemiz fransız veya rus olsaydı, biz de fransız ve rus olurduk. Fransa'ya ve Rusya'ya hizmet ederdik. Türkleri kendimize düşman bilirdik.
Naciye: Abla, sen bunları biliyorsun. Sadrazam ve vezirler de biliyor. Önlem alsalar ya.
Makbule: Naciye, biliyorsun, ben Osmanlı tarihini araştırdım. Belli bir dönemden sonra  kaç tane Türk sadrazam ve vezir adı söyleyebilirsin?
Naciye: Çoğu başka milletlerden, aralarında Türk yok gibi.
Makbule: Bunlardan Osmanlı Devleti yıkılmasın demesini bekleyemezsin.

---------------------------------------------------------------------


BEN BEBEK MİYDİM?   
Yıl 1872. Evde oturmaktan canı sıkılan Fatma'yı annesi  Selanik sokaklarında gezmeye çıkardı. Sokaklar bomboştu, Arada bir tek tük adamlar geçiyordu. Bu Selanik'te kadın yok muydu? Çocuklar evet çocuklar hani neredeydi? Neden eve kapatılmıştı? Bu durum Fatma'nın kafasına takıldı. Annesine şöyle bir soru sordu: Yemeklerimi yemiyordum ya o zaman ben bebek miydim? Zübeyde Hanım derinden etkilendi. Bilmem kaç zaman önce Fatma ile böyle bir fikir alışverişi olmuştu. Fatma, yemeklerini neden yemiyorsun, demişliği vardı ama Fatma'nın bunu hatırlaması olanaksızdı. Zübeyde Hanım, Fatma'sına sıkıca sarıldı.
Daha sonra sahile çıktılar. Boylu boyunca Ege Denizi önlerinde uzanıyordu. Vur patlasın, çal oynasın eğlenen, günün yirmi dört saati etkinliğini gösteren sahil gazinolarında ermeni, rum, yunan ve diğerleri coşku doluydu. Zübeyde Hanım kızı Fatma'nın elini sıkıca tuttu. Eve doğru yöneldi. Ali Rıza Bey işten dönmüş ve yorgun olmalıydı. O geldiğinde mutfakta olmamak yakışık almazdı.

-----------------------------------------------------------------------   


BİR TORBA BALIK
Ali Rıza Bey ile oğlu Ahmet o sabah erkenden kalktı. Akşamdan sözleşmişlerdi, yarınki balık tutma işi için. Önceleri Zübeyde Hanım karşı çıkmıştı. Ne gereği var canım, sabah erken kalkmanın. Biraz uykunuzu alıp bir iki saat geç kalksanız da olur. Sanki Ege Denizi'nin balıkları, Ali Rıza Bey ile Ahmet gelecek ve biz onların oltasına ilk takılan olacağız mı diyecekler, dediyse de dinletemedi. Zübeyde Hanım onları sabah erkenden yolcu etti.
Ali Rıza Bey ile Ahmet çok hırslıydı. Ellerinde birer olta ve gelsindi balıklar, atılsınlardı oltaya, bakalım kim, kaç balık yakalayacaktı?
 
Aradan saatler geçti. Ali Rıza Bey ve Ahmet saatlerdir denize olta atıyordu. Oltanın ucundaki yem yeniyor ama balık yakalanmıyordu. Kavanoz içinde getirilen yemler bitmiş ama ortada balık yoktu.
İkindi vaktini geçmişti. Ali Rıza Bey ve Ahmet, bu balıklar bizi sevmedi. Yem yiyor ama kaçıyorlar. Anneni ben severim, sen de seversin. Dönerken  balık alalım, annen de sevinsin ama aramızda sır. Aradan yüz yıl geçse bile anneye söylemek yok. 
Bunun üzerine Ahmet, merak etme baba. Bizim balık almamızın kimseye zararı yok.
Ali Rıza Bey ile Ahmet, akşamüstü bir torba balıkla eve giriş yaptı. Zübeyde Hanım onları coşkuyla karşıladı. Akşam yemeğinde bol bol balık yediler.

-----------------------------------------------------------------       


ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU
Ali Rıza on dört yaşındaydı. Arkadaşı Osman'la komşu köye gitmiş ve yalnız geri dönüyordu. Gök gürlemeye başladı. Belli yağmur geliyordu. Ali Rıza adımlarını hızlandırdı. Köyüne daha yol vardı. Bir saçak altı, bir girdap bulup yağmurun dinmesini beklemeliydi. Karşıda bir çınar ağacı gördü. Onların yüzlerce yıl yaşayanı vardı. Ne fırtınalar, yağmurlar atlatırlardı. Hem bu çınar ağacı tam bir saçak altıydı. Oraya sığınırsa yağmurun damlası değmezdi. Aniden gökyüzünde bir şimşek çaktı. Sonrasında uzaklara yıldırım düştü. İleride gökyüzü daha karaydı. Kısa bir süre sonra doğa gerçek gücünü gösterip yağmur damlalarını ağırlaştırırdı. Pek çok şimşek çaktırıp yıldırım düşürür ve bazı canlıların yaşamlarını sonlandırırdı. Ali Rıza oralarda bir çukur bulup içine sindi. Zaten sırılsıklam ıslanmıştı. Yağmurdan korkusu yoktu. O'nun düşüncesi yıldırımdı. Her şimşek çakışında korkmuyordu ama ürperiyordu.

Al Rıza bir anlık zaman diliminde başını yukarı kaldırıp ileri baktı. Adamın biri hızla gelerek çınarın altına sığındı. Saniyesinde şimşek çaktı ve yıldırım düştü. Boğuk bir feryat duyuldu ve adam yere yığıldı.
Ali Rıza: Vay anasını, demek ben oraya önce varsaydım yıldırım bana düşecekti. Beni bu hayattan silip süpürecekti. Ben bu hayatta var olmalıyım ve en azından çocuklarım olmalı.
Sonradan yağmur dindi. Ali Rıza çukurdan çıktı, çınarın altına gitti. Yıldırım adamı yakmış ve ikiye bölmüştü. Daha sonra köyüne doğru yöneldi. Köy kahvesinde olanları anlattı ve yardım etmelerini istedi.

Ali Rıza evine vardığında annesi Ayşe Hanım olanları dinleyince çok şaşırdı. O, insan hayatının doğa tarafından bu kadar kolay yok edilemeyeceği düşüncesindeydi. Kulaktan dolma değerlerle hayatı şekillendirirdi. Ali Rıza'nın anlattığı bu olay ve yorumu hayatına değişik bir bakış açısı kazandırmıştı.
Ali Rıza bir süre daha hayata devam edebileceği düşüncesindeydi. Belki bir gün evlenir, çocukları olurdu. Eğer çocukları olursa, onları çok sevecekti.

Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994

-------------------------------------------------------------------------       

GERÇEK OLAN NEDİR?
Ali Rıza ile Zübeyde nişanlanalı bir ay olmuştu ki bunlar Selanik sokaklarında gezmeye çıktı.
Ali Rıza: Zübeyde istersen şurada oturalım. Ege Denizi önümüzde, Selanik arkamızda biz hayattan başka ne bekleriz?
Bunun üzerine Zübeyde: Ali Rıza, hayattan istenecek çok şey var ama hayat bunları bir anda bize vermiyor. Kısım kısım veriyor. Bazen hiç vermez.
Ali Rıza: Bilirim Zübeyde, bilirim. Onun öyle olduğunu bilirim.
Zübeyde: Biz hayat olsak hayatı kurgulasak. Hayat kötü olsa iyi insanları kötülüğe yönlendirse işsiz bıraksa soygun yaptırsa sen buna iyidir diyebilir misin?
Ali Rıza: Annesi hasta olan genç adam işsizdi, parası yoktu. Bu genç eczaneye girdi. Eczacıya reçeteyi gösterdi, gerekli olan ilaçları aldı. Dört kutu ilaç. Para vermeden çıkıp gitti.  Zübeyde, sen hakim olsan bu genci hapse atabilir misin? Belki annesi ertesi gün kalkıp yürüyecek. Zaten eczacı şikayetçi olmamış.
Zübeyde: Bak Ali Rıza, bunlar göreceli kavramlar. On kişi olsa beşi evet der, beşi karşı çıkar. Herkes akıl fikir düzeyi, zeka seviyesi açısından fikir ileri sürüp yorum yapar ama gerçek olan nedir?

-----------------------------------------------------------------------       


DÜĞÜNE DÖRT GÜN KALDI
 Ali Rıza  ile Zübeyde için, nikah törenine dört gün kalmıştı. Bunlar yine bir fırsatını bulup yalnızlığa adım atmıştı.
Ali Rıza: Zübeyde  sen böyle konuları konuşmaktan hoşlanmazsın ama ben yine de sormak istiyorum. Biz evlenince kaç çocuğumuz olsun istersin? 
Zübeyde: Aman Ali Rıza, hele bir çocuğumuz olsun, ben onu el bebek, gül bebek beslerim. Araştırdım ve buldum. Yeni evli çiftlerin ilk çocukları yüzde yetmiş ihtimalle kız oluyormuş. Belki  yüz yıl sonra bu yüzde seksene çıkarmış. Ali Rıza, ilk çocuğumuz kız olsa sen bundan rahatsız olur musun?
Ali Rıza: Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Zübeyde, sen beni iyi tanımamışsın. Kızım olsun, oğlum olsun onu bağrıma basarım.

Sonunda o dört gün geçti. Ali Rıza ile Zübeyde evlendi. İlk çocukları Fatma oldu. Ali Rıza ile Zübeyde onu bağrına bastı. Gelecekte onları mutlu günler bekliyordu.
Aradan yıllar geçti. Fatma dördüncü yaş gününü kutluyordu. Zübeyde Hanım yaptığı pastanın üstüne dört mum dikmişti. Fatma mumları üfledi ve dört yaşına girdi. Önünde uzun bir yaşam vardı ve O bu şansını sonuna kadar kullanırdı.

---------------------------------------------------------------------       


GAGASI OLMAYAN KARTAL
Atatürk'ün abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Kardeşleri 2 yaşındaki Mustafa'nın elinden tutarak mutfağa gittiler. Annelerinden bir hikaye anlatmasını isteyeceklerdi ama anneleri mutfakta yoktu. Odalara baktılar, evde yoktu. Yatak odasına yöneldiler. Babaları Ali Rıza Bey orada olmalıydı. Kapıyı çaldılar, içeriden buyurun, gelin denince içeri girdiler.
Ali Rıza Bey: Krallarım benim, şahlarım, padişahlarım!  Siz üçünüz bir anda tarih sahnesinden silinseniz, ben kime oğlum derim? Kim benim adımı tarih karşısında yargılar? Kim benim adımı tarihe sabitler? Siz üç oğlumdan en az biri büyük işler başarsın ve benim adım da bu O'nun babasıdır diye anılsın. Tarihe geçsin. Yüzyıl sonra yeniden dünyaya gelsem ve adım kitaplarda yoksa hakkımı helal etmem bilmiş olun.

Bunun üzerine Ahmet: Baba, yüzyıl sonra bizim adımızdan yola çıkarak tarih kitaplarında bolca varsan ne diyeceksin?
Ali Rıza Bey: O kadar mutlu olurum ki herhalde kanatlanıp gökyüzüne uçarım.
Sonrasında derin bir sessizlik oldu.
Ömer: Annem mutfakta yoktu. Hikaye anlatmasını isteyecektik. Şimdi buraya geldik. Baba, bize bir hikaye anlatır mısın?
Ali Rıza Bey: Canım oğullarım, siz isteyin ben size sabaha kadar on tane hikaye anlatırım, dedi ve bir hikaye anlatmaya başladı:
Kendini gökyüzünün hakimi sanan bir kartal vardı. Çok büyüktü. Kanat açıklığı on metreyi buluyordu. Aslanlar, kaplanlar ondan korkardı. Pençelerine yakalanan hiçbir canlı sağ kurtulamazdı.. Yaşlanan kartalın gagası düşüyordu ya işte bu kartal da yaşlanınca gagası düştü. Gagası olmayan bu kartal yeni bir gaga çıkması için,  aylarca bekledi. Sonunda beklemekten sıkıldı. Timsah dolu bir nehre atladı ve timsahlar onu yedi. Hikayemiz burada bitti.
Ahmet sordu: Baba, bu anlattığınız hikayeden nasıl bir ders çıkarmalıyız?
Ali Rıza Bey: Hikaye anlatmamı istediniz, işte hikaye anlattım. Varın ötesini de siz hesap edin. Ne anladıysanız onu anlatmışımdır.

------------------------------------------------------------------------       


ALİ RIZA İLE ZÜBEYDE'NİN AŞKI
Ali Rıza memur olmuştu. Kazancı iyiydi. Mahalle arkadaşları, tanıdıkları, amca çocukları evlenmişti. Arkadaşlarından ikinciye çocuğu olan vardı. Düğünlerde kızlarla dans eder, şarkı söylerdi. Aşkın ve aşığın yaşatılması taraftarıydı.
Babası ve annesi nice zamandır Ali Rıza'ya kız buluyor, Ali Rıza kızı görüyor ve evlenilecek nitelikte bulmuyordu. Ali Rıza'ya kız beğendirmek çok zordu. Yaşın otuz oldu, evlen artık Ali Rıza, diyorlardı.
Günlerden bir gün babası işten dönmemişti, annesi oğlunu karşısına aldı: Bak Ali Rıza, komşular dediydi, sarı saçlı, mavi gözlü, dünya güzeli bir kız var. Adı Zübeyde. Gittim, gördüm. Terbiyeli, saygılı. Baban, sen, ben evlerine gidelim, kızı bir de sen gör.
Ali Rıza: Olur anne, istersen yarın gidelim, ne dersin?
Annesi: Tamam, yarın gidelim.

Ertesi gün Ali Rıza, annesi ve babası, Zübeyde'nin evine gitti. Ali Rıza, Zübeyde'yi görünce beyninden vurulmuşa döndü.
Bu kız geçen gece rüyasında gördüğü kızdı.
Selanik'te bu kadar güzel bir kız varmış da benim haberim yokmuş, diye kendi kendine hayıflandı. Ali Rıza'nın babası Ahmet Efendi, isterseniz gidin bahçede bir gezin gelin, dedi ve gençler bahçeye çıktı. Ali Rıza, Zübeyde ile ağaçlardan, çiçeklerden bahsederek bahçenin sonuna kadar gitti. Dönüş yolunda Zübeyde'ye evlenme teklif etti: Zübeyde, benimle evlenir misin? dedi.
Zübeyde: Niyetli olmasaydım buraya gelmezdim, dedi. Ali Rıza öylece kalakaldı. Bundan sonra ne yapması gerektiğini bilemedi.

Daha sonraki günlerde Ali Rıza ile Zübeyde, Selanik sokaklarında gezdiler, dolaştılar. Zübeyde'nin evinde nişan töreni yapıldı. Zübeyde düğün istemedi. Ali Rıza, seninle olduğum her gün bana düğün dedi ve Zübeyde'den tarafa çıktı.
Aradan günler, aylar, yıllar geçti. Onların altı tane çocukları oldu. Hepsi birbirinden değerliydi. Mustafa da bunlardan biriydi. Daha sonra Mustafa Kemal adını alacak ve yurdu istila edilen Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktı. 

SON

Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994

----------------------------------------------------------------------       

ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU
Ali Rıza Bey, Selanik'te dünyaya geldi. İlkokulu Mahalle Mektebi'nde okudu. 12 yaşına gelince arkadaşları arasında parmakla gösterilirdi. Çok iyi tekmük oynardı. ( Şimdiki futbol maçı ) Mahalle maçlarında başı önde sahadan hiç ayrılmamıştı. Maç başlayınca geri gelir, kendini kaybettirir, sonradan ileri çıkar, ataklara katılırdı. Takımı ileri çıkmışken, rakip takım savunması buna önem vermez, defans elemanları yanında olmazdı. Top, Ali Rıza'yı severdi. Rakip kale önünde boş pozisyonda durur ve topun gelmesini beklerdi. Hata affetmez ve soğukkanlı  bir vuruşla golü atardı. Gool diye öyle bir bağırır ve kaçardı ki, en hızlı koşan arkadaşı O'na yetişemezdi.

Günlerden bir gün Ali Rıza evde ders çalışıyordu. Kapı çalındı. Ali Rıza yan pencereden baktı. İki arkadaşı bekliyordu. Annesi Ayşe Hanım kapıyı açtı. Çocuklardan biri atıldı: Ali Rıza evde mi? Maçımız var da. O'nu çağırmaya geldik. Arkadaşlar bekliyor.
Ayşe Hanım: Ali Rıza'nın dersleri çokmuş. Yarın imtihanı varmış. Boşuna beklemeyin gelemez.
Aradan dakikalar geçti. Ali Rıza odanın içinde dört döndü. Eğer arkadaşlar gitmezse ben giderim, diye düşündü. Dönmeye devam etti. Ali Rıza sonradan yan pencerenin perdesini aralayıp kapı önüne baktı. Arkadaşları gitmemiş ve bekliyordu. Demek ki iş ciddiydi. Maç iddialıydı. Ali Rıza odadan çıktı. Mutfakta duran annesinin yanına gitti: Anne, arkadaşlar kapıda bekliyor. Derslerimi bitirdim. İmtihana hazırım ve en yüksek notu ben alacağım. Maça gideyim ha, ne dersin?
Annesi olur deyince Ali Rıza bir sevindi ki sormayın.

Maçın oynanacağı yere merdivenli yokuştan inilirdi. Ali Rıza yokuşun başında görününce arkadaşları arasında bir dalgalanma oldu. İşte Ali Rıza gelmişti ve bu maç kazanılırdı. Karşı takımın golcüsü Necdet uzun boyluydu ve elleri belinde bekliyordu. Ali Rıza'ya baktı. O'nu küçük görmedi ama büyük de görmedi. Arkadaşlarının neden Ali Rıza'ya bu kadar önem verdiğini anlamadı. Her zaman  olduğu gibi gollerini birbiri ardına sıralar maçı kazanırdı.
Maç başlayalı on dakika olmuştu ki Necdet ikinci golünü attı. Sonrasında takımı rehavete kapıldı ve Ali Rıza sahneye çıktı. Şahlanan takım arkadaşlarıyla ileri atıldı. Ali Rıza'nın attığı dört golle maç 4-2 galibiyetle sonuçlandı.
Ali Rıza iddia gazozunu içerken, kimseyi alaya almadı. Daha sonra arkadaşlarından ayrılıp eve gelince annesi sordu: Ali Rıza maçı kazandınız mı?
Ali Rıza: Evet anne, kazandık. Onlar iki attı, ben dört attım ve maçı kazandık.
Annesi: Böyle olacağı belliydi. Ben senin kaybettiğini hiç duymadım.

------------------------------------------------------------------------       


BİR ALİ RIZA BEY HİKAYESİ
Mustafa 2 yaşında, abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Üç kardeş annelerinin yanına gitti ve bir hikaye anlatmasını istedi. Anneleri Zübeyde Hanım başının ağrıdığını söyleyerek çocukları babalarına yönlendirdi ve şunu ekledi: Aman, dikkat çocuklar, ben size genelde insanlar hakkında hikaye anlattım. Babanız tilkili, kuşlu, ördekli hikaye anlatır ve hikayenin sonu tahminlerin dışındadır. Şok olursunuz. Dağılıp da gelirseniz sizi toplayamam bilmiş olun.
Ahmet: Sen bizi merak etme anne. Ben ve Ömer dağılmam, Mustafa hiç dağılmaz. Anlatsın bakalım babam hikayesini ve bizi şok etsin görelim.

Kardeşler, babalarının yanına geldiğinde Ali Rıza Bey kafasını elleri arasına almış, düşünceye dalmıştı. Ahmet olanları anlatınca hiç şaşırmadı. İnsanoğlunun çözülemeyen sorunları olunca dönüp dolaşacağı yer benim diyordu. Sonrasında Ali Rıza Bey şu hikayeyi anlattı: Bir ördek vardı. Yaşadığı çağa göre, ileri düzeyde zeka sahibiydi. Ördekler etrafında toplanır, oyunlar oynardı. Bu oynadıkları oyunlar eğlence içindi. Bizim ördekle ilgisi yoktu. Bizim ördek hayatı kendi kurgulamak isterdi. Bir kader yapıcının var olduğunu düşünmezdi. Yaşadığın kader oluyor derdi. Bir gün bu ördek üç ileri, bir geri yürürken etrafını tilkiler sardı. Onlarla söz düellosuna girdi ve onlara sorular sordu. Siz tilkisiniz ama kurttan ne farkınız var? İki tilki bir kurt eder diyorlar. Bir tilki bir kurt neden etmesin? İnsanlar hayvanat bahçesi yapıyor ve tilkiyi kafese kapatıyor. Neden tilkiler insanat bahçesi yapmıyor ve insanı tutsak etmiyor?

Aradan zaman geçtiği halde ördeğin sorduğu sorular bitmiyordu. Sonunda tilkiler, sensin, dedi ve ördeği bir tilkiden yüz kat daha zeki tilkiler kralının huzuruna çıkardı.  Ördek tilkilere anlattıklarını tilkiler kralına da anlattı. Onunla söz düellosuna girdi. Bu durum  tilkiler kralını rahatsız etti.   Şu ördek de kimdi ve tilkiler dünyasına hücum etmişti? Bunlardan yüz  tanesini toplasan bir tilki etmezdi. Tilkiler kralı, on yıllık krallığının son bombasını patlattı:     -- Siz ördekler, kanatlarınız var uçuyorsunuz. Kanatlarınızı tilkilere verseniz, tilkiler dünyaya hakim olurdu. Neden dünyaya hakim olamıyorsunuz? Sizi engelleyen nedir?
-- Tilkiler kralı, biz dünyaya hakim olamıyoruz, siz de hakim olamıyorsunuz. O zaman gücünüzü kurtlara verin de kurtlar dünyaya hakim olsun, dedi. Bunu duyan kurtlar harekete geçti ve dünya yönetimini aldı.
Çocuklar, işte bundan dolayıdır ki, hiçbir kurdu evcilleştiremezsin. Sirklerde gösteri yapan aslanlar, kaplanlar evcilleştirilmiştir. Ben bunca yıllık yaşamım boyunca hiçbir kurdun sirkte gösteri yaptığını duymadım.

Ali Rıza Bey sözlerini tamamladığında oğulları şok halindeydi. Bildik bilginin dışına çıkılmış ve kendilerine bilinmedik bilgi verilmişti. Babalarının yanında ayrılırken, biraz daha özgür ve mutluydular. Tam özgürlük Ali Rıza Bey'in hikayelerinde saklıydı.

SON

Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994







12

KELOĞLAN DON KİŞOT'A KARŞI
Bir varmış, iki varmış, üç varmış, beş varmış. Bir Keloğlan varmış. Canı çalışmak istemezmiş, bütün gün evde yan gelip yatarmış. Bir de Don Kişot varmış. Yel değirmenlerine savaş açmış. Nerede bir yel değirmeni görse hücum deyip saldırırmış. Don Kişot'un yolu bir gün Anadolu'ya düşmüş. Anadolu'da çok aramış ama yel değirmeni bulamamış. Köylülerle, kasabalılarla konuşmuş, hayallerini anlatmış. Herkes, ey Don Kişot, senin ilacın Keloğlan'dır. Keloğlan'ı bul, onunla konuş, bize anlattıklarını ona da anlat, sana yol gösterir, demişler. Don Kişot, kim bu Keloğlan, diye sormuş ama her kafadan bir ses çıkmış. Anlatmışlar da anlatmışlar, Keloğlan'ın tanımını yapmışlar. Bir zamanlar padişahın kızıyla evlenmiş, gün gelmiş, padişah olmuş. Kaf Dağı'nın ardından altın kılıcı bulup getirmiş. Cengiz Han'ın hazinesini bulmuş ve daha neler neler... Keloğlan'ın anası evde un eler. Un bitince oğlunu değirmene yollar.

Bunun üzerine Keloğlan evde kalan yarım torba buğdayı almış ve değirmenin yolunu tutmuş. Değirmenin önünde köylüler, yanlarında buğday dolusu çuvallar, sıraya girmişler. Üç, dört çuvalla gelenler bile varmış. Keloğlan elindekini koltuğunun altına kıstırıp usulca sokulmuş ve en arkada durmuş. Sonrada torbasını sıraya sokmuş. Keloğlan'ın torbasını görenler sormuş: " Keloğlan o torbadaki buğday için, değirmen taşını döndürdüğüne değer mi? Dörtte birini değirmenci alır, sana bir avuç buğday kalır. Sen iyisi mi torbadaki buğdayı kuşlara at, selam ver bize git evde sırtüstü yat. "

Keloğlan bu, laf altında kalır mı? Ne zeytinyağıdır o, karşısında şah olsa, padişah olsa üste çıkar:   " Yok canım ağalar, bu torba akıncıdır, ordu arkadan gelir. Yirmi arabada iki yüz çuval buğday. Gelen buğdaylar buradakilerden on misli fazla. Siz çuvalınıza sahip çıkın gerisi kolay. " deyince köylüler, yutkunup önlerine dönmüşler.

Aradan zaman geçmiş. Ön sıralardan Keloğlan'a bakıp konuşanlar, senin ordu neden gelmedi, diyenler çoğalmış. Ordu gelmemiş ama zırhlar giymiş at üstünde, mızrak el üstünde Don Kişot çıkagelmiş: " Ben Don Kişot. Bir Keloğlan varmış. Bir zamanlar padişahmış. Onu ararım. "
Tanıyanlar Keloğlan'a bakmışlar, ona bir bakış fırlatmışlar. Bakışların bir gence yöneldiğini gören Don Kişot anında durumu kavramış. Günlerdir aradığı, taradığı ama asla saçlarını tarayamayacağı bir kel karşısındaymış. Ayrıca bu kel karşısında eğilip bükülmüyor, dimdik duruyor ve başındaki takkesini çıkarıp selam veriyormuş. Don Kişot olayı beyninin kıvrımlarında değerlendirmiş. " Bir zamanlar padişahmış, altın kılıcı varmış. Cengiz Han' ın hazinesini bulmuş. Benden korkacak değil ya. Selam vermesi onun şanındandır, selamına karşılık vermek benim asaletimdendir. Atımızdan inelim ve Keloğlan'ın kervanına binelim. Bakalım bu kervan beni ve Sanço'yu nereye götürecek? "
Don Kişot at üstünde, yardımcısı Sanço Panza eşek üstünde yolculuk yaparlarmış. Sanço Panza aşırı gittiği zamanlarda efendisi Don Kişot'un beynine frekans ayarı yaparmış ama yaptığı ayar hiç bir zaman tutmazmış: " Efendim, bu Keloğlan dedikleri cin fikirli biri. Onun rüzgarına kapılmayın, Anadolu'da yolunuzu şaşırmayın. Keloğlan sizi suya götürür, su içirmeden geri getirir. "

Bunun üzerine Don Kişot şöyle demiş: " Keloğlan'ın cin fikirli olması iyidir. Onun rüzgarına kapılayım da Anadolu'da yel değirmeni bulayım. Yel değirmenleriyle savaşayım, onları yeneyim. "
" Aman efendim, yel değirmenlerine karşı savaştınız ama yenilen hep siz oldunuz. İnsanlar sizi dövdüler. Dayak yemekten bıkmadınız mı? "
" Kes Sanço, palavrayı kes. Ben hiç yenilmedim, galip gelen taraf ben oldum. Kim beni dövmüş? İnsanların beni dövmesi mümkün değil. Benim savaşım yel değirmenlerine karşı ve bir gün onlara boyun eğdireceğim."
Keloğlan, Don Kişot ile Sanço'nun arasına yumuşak iniş yapmış:
" Beyzadem ve asilzadem Don Kişot.
Anadolu'da yel değirmeni çoktur.
Onlar size savaş açmışlardır.
Burada bir an durmanız akla zarardır. "

Keloğlan böyle söyleyince Don Kişot atını mahmuzlamış. Mızrağını ileri doğru uzatmış, hücum diye bağırmış ve ileri atılmış. Artık Don Kişot'u durdurmak kimsenin harcı değilmiş. Peşinden Sanço Panza: " Efendim, durun, isterseniz bana vurun ama Keloğlan'a inanmayın " diye bağırmış ama nafile. Don Kişot gitti, gider. Değirmene saldıran Don Kişot yere yuvarlanmış.  Keloğlan ve Sanço Panza, Don Kişot'un yardımına koşmuşlar. Ona su içirmişler, biraz kendine getirmişler.
Keloğlan: "Beyzadem, ben size şaka yapmıştım.
Sözlerime önem vermeyin diye göz kırpmıştım.
Önünüze çıkan ilk değirmene saldırdınız.
Bunlar yel değirmeni değil su değirmeni.
Yel değirmeni bulmak isterseniz
Denizin karşı kıyısındaki Tekirdağ'a gitmelisiniz. "

Keloğlan'ın dediklerini duyan Don Kişot atına atlamış. Mudanya'dan girmiş, Tekirdağ'dan çıkmış. Peşinden giden Sanço Panza, efendim, lütfen beni bekleyin, diye bağırarak bata çıka Tekirdağ'a ulaşmış. Tekirdağ'da ve pek çok şehirde, kasabada yel değirmeni arayan Don Kişot sonunda ülkesi İspanya'ya ulaşmış. Sanço Panza ile birlikte yel değirmenlerine karşı savaşını sürdürmüş.  Keloğlan sonraki günlerde çevresindekilere: " Arkadaşlar, ben hayatımda Don Kişot kadar dolduruşa gelen birine rastlamadım. Adama, yürü, dedim, Marmara Denizi'ni at üstünde geçti. Ağzım açık arkasından bakakaldım. Atla desem uçurumdan atlardı, günahı onun boynuna. Bu adamdan ne köy olur, ne kasaba, aklı başından aşmış, gelmez artık hesaba.

Boşuna değil, dünya çapında meşhur olmuş.
En ücra köşelerde nam salmış.
Şimdi bile adını bilmeyen yokmuş.
Bin yıl sonra adı saygıyla anılırmış.

Ey siz okurlarım bana ne dersiniz?
Don Kişot dedin durdun, boş ver şimdi Don Kişot'u.
Sen kendinden haber ver, bin yıl sonra neredesin?
Don Kişot'tan önde misin, yoksa geride misin?

Ben Don Kişot'tan önde hep ilerdeyim.
Adım Keloğlan, ne Ahmet ne Feride'yim.
Masal kahramanlarının bulunduğu bir büyük serideyim.
Adım önde yazılır, on bin yıl sonra bile birinciyim. "

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


13

KELOĞLAN İLE KEL OLMAYAN ADAM
Eski zamanlarda bir Keloğlan yaşarmış. Bu Keloğlan yemek saatleri dışında evde eğlenmez gezermiş. Yakın köylere, kasabalara gider, arkadaş edinir, durup durup gerinirmiş. Yolda yürürken adıyla seslenip İbrahim diyenlere dönüp bakmaz, pire için yorgan yakmazmış. Bir elin nesi var, Keloğlan'ın takkesi var dermiş ama ak akçe kara gün içinmiş ve kara gün çokmuş, cepte akçe yokmuş.

Denize olta atmış, eski bir çarık çekmiş. Çarığı denize atmış, balıkları korkutmuş.
Yollar patika yol, omuz altında iki kol. Bu kol sağ, bu kol sol kol, mintanı da pek bol.
Üzüme bakmış kararmamış, güneş altında sararmamış. Çölü geçmiş kurumamış, hayata gülmüş, üzülmemiş.

Hal ve gidişi böyle olan Keloğlan bir gün kel olmayan bir adamla tanışmış. Bu adam Serdar Yıldırım'mış. Zamanda yolculuğa çıkmış ve aramış, Keloğlan'ı bulmuş. Bildiği atasözlerini birbirine karıştırmış ve bir kağıda yazıp Keloğlan'a okumuş.

Taşıma suyla değirmen döndüren adamın tatlı dili yılanı deliğinden çıkarmaz.
Tokken açın halinden anlayan tilkinin dönüp dolaşacağı yer, mağarasıdır.
Dili kılıçtan keskin olan denize düşünce yılana sarılmaz.
Dost tatlı söylediği için, attığı taş baş yarmaz.
Dağdan köyü görünce kılavuz istemeyen ormanda kaybolur.
Güneş girmeyen doktorun evi balçıkla sıvanmaz.

Eğer Serdar Keloğlan'ı gıdıklamasa Keloğlan'ın bunlara güleceği yokmuş. Ama Serdar'ın dostluğu iyiymiş. Kısa zamanda Keloğlan'la can ciğer kuzu sarması olmuşlar. İkisi birlikte kasabaya doğru giderken, hışımla yürüyen biri Keloğlan'a yandan çarpmış, geçip gitmiş. Peşinde kılıçlı bir manga fedai varmış.
Keloğlan sormuş: " Kim bu böyle ya? "
Serdar cevap vermiş: " Fatih Sultan Mehmet. İstanbul'u fethetmiş, geri dönüyor. Senin zamanının Konstantinopolis'i. "
Keloğlan: " Sağına soluna dikkat etmesi gerekir. Beni yere düşürecekti. "
Serdar: " Onun gözü dünyayı görmez, seni mi görecek? Ya ben İstanbul'u alırım ya da İstanbul beni, demiş. İstanbul'u aldı. Sonradan ya Roma beni alır ya da ben Roma'yı demeye başlamış. Ama Roma'yı alamadı. Roma onu aldı. Roma'ya siz Rim diyorsunuz. "
Keloğlan: " Nasıl yani? "
Serdar: " Roma üstüne sefere çıkmaya hazırlanırken vefat etti. 49 yaşındaydı. "
Keloğlan: " Vefat etti diyorsun ama yaşıyor. Az önce bana çarpmıştı. "
Serdar: " Demek ki zamanda yolculuğa çıkmış, zaman gezgini olmuş. "
Keloğlan: " Rim üstüne sefer hazırlığında olmasın? "
Serdar: " Yok daha neler? Zaman gezginleri büyük kader değişikliklerine sebep olamazlar. "
Keloğlan: " Bu Sultan Mehmet hangi ülkenin sultanı? "
Serdar: " Osmanlı Devleti'nin sultanı yani padişahı. "
Keloğlan: " Osmanlı Devleti mi? O da nereden çıktı? "
Serdar: " Yumurtadan. Şimdi Anatolikon'da (Anadolu'da) hangi devlet var? "
Keloğlan: " Selcukiyân-i Rum. "
Serdar: " Rum Selçuklu Sultanlığı yani Anadolu Selçuklu Devleti. Sonradan bu devlet parçalanacak, beyliklere bölünecek. Bu beyliklerden Osmanlı Beyliği zamanla diğer beylikleri ele geçirerek büyüyecek devlet olacak. Anadolu'da birliği sağladıktan sonra yönünü İstanbul'a ve Avrupa'ya dönecek. İstanbul'u aldıktan sonra Avrupa'daki pek çok devletin topraklarını zapt eden Osmanlı Devleti'ne Osmanlı İmparatorluğu denecek. Bir de bunun Orta Doğu ve Kuzey Afrika boyutu var. 600 küsür yıllık Osmanlı yaptığı savaşlarla hatırlanır olacak. "
Keloğlan: " Osmanlı İmparatorluğu sonradan ne oldu? "
Serdar: " Paramparça oldu. Elde kalan bir bu Anadolu düşman çizmeleri altında eziliyordu ama Başkomutan Mustafa Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşı başladı. Mustafa Kemal uzun uğraşlardan sonra Anadolu'yu düşmanlardan temizledi ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Türk halkı O' na Atatürk soyadını verdi. 4 ay kadar oldu Cumhuriyet'imizin 90. yılını kutladık. Nice 90 yıllara diyelim. "
Keloğlan: " Buralar düşman dolmuşken Mustafa Kemal kurtarmış. O'nu bir görebilsem. Sence zamanda yolculuğa çıkmış mıdır? "
Serdar: " Bilmem hiç karşılaşmadım. Bir gün karşılaşırsam sana haber veririm. Birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün yanına gideriz. "
Keloğlan: " O günü sabırsızlıkla bekleyeceğim. "

SON




14

KELOĞLAN UÇAN HALI
Bir varmış, bir yokmuş. Keloğlan adında bir genç varmış. Çalışmayı sevmezmiş ama kızlar onun peşinden koşarmış. Kasaba yolunda önüne çıkarlar, beni al Keloğlan, beni al, derlermiş. Bunun üzerine Keloğlan: " Yoo, durun bakalım kızlar. Hepiniz çok güzelsiniz ama benim gözüm yükseklerde. Ben padişahın kızını almak isterim. " dermiş. Böyle dermiş ama, sen padişahın kızını gördün mü, onunla konuştun mu, diyenlere, ne gördüm, ne konuştum ama ben onu seviyorum, dermiş. Ee Keloğlan bu, görerek de sever, görmeden de sever, ona sadece başı kel diye Keloğlan dememişler. Mert, yiğit, cesur olmasa yüzyıllardır adı böyle saygıyla anılır mıymış? Keloğlan, Anadolu insanının ezilmişlikten kurtulmak isteyişinin canlı bir haykırışıymış. Her yiğit gencin içinde mutlaka bir Keloğlan varmış. Yürü Keloğlan yürü, Anadolu sana yetmezmiş, senin adın dünyada duyulmalıymış.

Yürü Keloğlan yürü demiştik ya sonunda Keloğlan yürüye yürüye başkente varmış. Hayal gibiymiş ama başkentte herkes padişahın kaçırıldığından bahsediyormuş. Böyle bir olay dünya tarihinde olası değilmiş. Kim kaçırabilirmiş ki koskoca padişahı?
Bir, iki derken duydukları, ee yeter artık deyip, Keloğlan saraya gitmiş. Keloğlan'ı padişahın kızının huzuruna çıkarmışlar. Padişahın kızı Ayla'nın iki gözü dört çeşmeymiş. O kadar çok ağlamış ki, sarayın salonu diz boyu gözyaşı dolmuş. Ayla biraz daha ağlasa sarayı gözyaşı basacakmış. Keloğlan Ayla'nın yanına gitmiş: " Sevgili sultanım, nedir bunca gam keder, babanızın kaçırılması mı etti sizi heder? " demiş. Ayla gözyaşlarını silmiş. Daha önceki gecelerde bu genç pek çok defa rüyalarına girmiş. Onun olmazı olduran, imkansızı gerçekleştiren biri olduğunu biliyormuş:
" Aman Keloğlan, yaman Keloğlan, dağlar başı duman Keloğlan.
Sen sen ol Keloğlan, odamdaki halı uçar Keloğlan.
Sen halı uç de halı uçar, dünyayı dolaşır gelir Keloğlan.
Ben sana aşığım Keloğlan, ne olur babamı kurtar Keloğlan. "

Ayla'nın haykırışı üzerine Keloğlan harekete geçmiş. Odaya gidip halının üstüne oturmuş. Ayla ve baş vezir de halıya binmiş. Keloğlan, halı uç, demiş, halı uçmuş. Saray penceresinden çıkıp gökyüzüne yükselmiş. Ayla'nın söylediğine göre, babasını kaçıran amcasıymış. Amcası dedesinin bir cariyeden olma oğluymuş. Yıllar önce saray dışına çıkarılmış ama anasının teşvikiyle şimdi padişahlıkta hak iddia ediyormuş.

Uçan halı, Uludağ'ın sarp ve yalçın kayalıklarında kurulmuş olan kaleye varmış. Saray penceresinden içeri salona girmiş. Keloğlan, Ayla ve baş vezir uçan halıdan inmişler. Padişah salonun ortasındaki bir kafes içindeymiş. Ayla tahtında oturan amcasına doğru yürümüş: " Amca, amca, neden yaptın bunu böyle, derdin nedir, çabuk söyle? " demiş. Amcası ayağa kalkmış. O da yeğeni Ayla'ya doğru yürümüş: " Yeğen, yeğen, uçan halıya bindin geldin, neden beni payladın? " demiş.
" Amca, amca, ben seni paylamadım. Sen neden babamı kaçırdın? " demiş.
" Yeğen, yeğen, babanı kaçırdım ama o beni önemsemedi. Tahta bir oturdu, kalkmadı. O tahtta benim de hakkım var, dedim, bana dönüp bakmadı. Babanla ben kardeşiz. Baba bir ana ayrı, olur mu kardeşler arasında ayrı gayrı? Tahtın yarısı onunsa yarısı benim, halkımın mutluluğu için, çırpınır canım. "

Ayla amcasına karşılık vermemiş ve Keloğlan'dan yana dönmüş.
Keloğlan: " Şimdi madem ki siz eski padişahın evlatlarısınız. O zaman, şey canım, siz ikiniz de padişahsınız. Taht geniş, bir tahta iki padişah oturmaz diye bir kanun yok ya. Siz ikiniz tahta oturursunuz olur biter, yani ben çözüm yolunu böyle buldum. "
Keloğlan'ın bu sözleri üzerine herkes birbirine bakınmış. Amca gidip kardeşini kafesten çıkarmış. Üç yolcuyla kederli gelen uçan halı, beş yolcuyla neşeli bir şekilde başkente yumuşak iniş yapmış. Daha sonra sarayda düzenlenen bir törenle tahta iki padişah oturmuş. Kişisel hırslara kapılmadan, halkın menfaatini düşünerek, sevgiyle, iyilikle ülkeyi yönetmişler. Böylesi daha iyi değil miymiş, ne demek tahtı ele geçiren şehzade padişah olurmuş ve kardeşlerini halledermiş? Keşke birlik olsaydınız ve güç birliği yapsaydınız. Biri padişah diğeri ordu komutanı olabilirdi. Devlet meseleleri üzerinde ortak kararlar alınabilirdi.

Bu arada Keloğlan ile Ayla evlenmişler. Ayla saraydan ayrılmak istememiş, Keloğlan da onunla birlikte sarayda yaşamak zorunda kalmış. Keloğlan hep çarşıda, pazardaymış. Halktan kopmamış ve halkın sorunlarını padişahlara anlatmış. Kardeş padişahlar, hazinenin değil, halkın cebinin dolu olmasına özen göstermişler. Çarşıda, pazarda köylüler takılırmış Keloğlan'a, Keloğlan Sultan derlermiş ama Keloğlan bunları önemsemezmiş: " Benim sultanlığımdan ne olacak canım. Eskiden başım keldi, kafamda saç yoktu. Şimdi sultan olduysak ne değişti? Kafamda yine saç yok ve başım yine kel, deyince köylüler kahkahalarla gülermiş.

SON


15


KELOĞLAN ÇATALTEPE TEKFURU'NA KARŞI
Günler geçer, aylar geçer, aylar geçer, taylar geçer. Aradan yüzyıllar geçse de bu masalı okuyan baylar, bayanlar geçer.
Bu masalı okuyanın
Yaşı kaç olursa olsun,
İyilik sırdaşı olsun,
Yüreği sevgiyle dolsun.

Masal Keloğlan masalı ama önce Keloğlan'ı değil de, Çataltepe Tekfuru'nu tanıtmakla işe başlayalım. Bu tekfur ovaya sur yaptırır da kalesini kurdurur mu? Kurdurmaz. Neden? Çünkü zalim. Dağ tepelerinde, çataltepelerde fırıldağını maharetle çevirecek. Düzden, ovadan geçen kervanları soyduracak. Elma soymak başka, kervan soymak başka.

Köy ve kasabalara saldır, insanları yarala, öldür.
Bre geri zekalı tekfur, dur bakalım, geri dur.

O yörede yaşayan insanlar, tekfur belasına dudak bükmüşler, son çare olarak Keloğlan'a gitmişler. Olmazı olduran, nice kötülere dersini veren Keloğlan kırk, elli değil, yüz kişiye olur, demiş. Yardım ederim, demiş. Yüz kişi gidince Keloğlan yüz elli gün düşünmüş ama çare bulamamış:
" Bir kuru canımla ortaya çıksam
Zalim tekfura yeter artık desem
Tekfur bin askerini üstüme salsa
Bir türlü çıkmadık şu canımı alsa
O zaman ne olur, ne değişir?
Ben yolcu, tekfur hancı
Daha çok halkın üstüne çöreklenir.

Canımı tehlikeye atmadan, tekfurun hakkından gelmeliyim. Gücüm yetmiyorsa yardımcı veya yardımcılar bulmalıyım. Ama nasıl, kimi ya da kimleri? "
Keloğlan yüz elli gündür düşünüyor ya bir yüz elli gün de benden oldu mu sana üç yüz gün. Bir yıl bile değil. Tekfurun soyu babadan oğula bin yıldır hüküm sürüyor. Keloğlan bin yıllık saltanatı yıkmak için, varsın biraz daha düşünsün.

Günlerden bir gün Keloğlan bir düzlükte kendi etrafında dönerek bir daire çizmiş ve bu dairenin içine kendini hapsetmişken, bir ses duymuş: " Hemşerim, dönüp durma sonra başın döner, yere düşersin. "

Keloğlan sesi duymuş, durmuş, başı dönmüş ve yere düşmüş. Keloğlan'ın yere düşmesine sebep olan zincir koparanmış. Zincir koparan Keloğlan'ı yerden kaldırmış. Bunlar konuşmuşlar, konuştukça birbirlerine alışmışlar. Dertlerini anlatmışlar ve bir ortak paydada birleşmişler: Tekfur zaliminin zulmüne dur demek gerekliymiş.

Keloğlan ile zincir koparan Çataltepe'ye tırmanıp naralar atarak tekfurun kalesine saldırmışlar ama tekfurun askerleri onları yakalayıp zindana atmış. Askerler gittikten sonra Keloğlan'ın üzgün halini gören zincir koparan sormuş: " Ne o Keloğlan, çok üzgünsün? Şimdi dert çekecek zaman mıdır? Bir an önce buradan kurtulmaya bakalım. "

Bunun üzerine Keloğlan: " Nasıl üzülmem! Şuna baksana seni zincirle bağladılar, üstüne kırk kilit astılar. Beni ise, adam yerine koymadıkları için, sadece iple bağladılar, ne kilit, ne bir şey. "

" Daha iyi ya Keloğlan, sen bir çabuk kurtulmaya bak. Benim işim uzun sürecek. Hem bana yardım edersin. Zinciri koparırım da şu kilitler başa bela. Kalede ne kadar kilit varsa üstüme taktılar. Beni tanıdıkları için, zinciri bolca sardılar. "

" Senin düşünceni seveyim zincir koparan. Sevinmem gerekirken üzülüyormuşum. Önemli olan, tekfurun kötülüklerine son vermek. İnsanları bu beladan kurtarmak. Önder ha sen olmuşsun ha ben. Varsın ben senin izinden gideyim. Sen yeter ki tekfurun saltanatını yıkacak çareyi bul. "

" Acele et Keloğlan, tekfurun kilitleri anahtarla açılmaz. Bu kilitleri kırmak gerekir. Buradan kurtulduktan sonra dağ devirene gideceğiz. Dağ deviren tekfurun sarayını da, üstünde bulunduğu Çataltepe'yi de devirir. "

" Dağ deviren mi? O da kim? "

" Görürsün Keloğlan, görürsün. Çataltepe'yle birlikte tekfurun sarayı yerle bir olunca onu görürsün. Dağ devirenin farkına varırsın. "

Keloğlan ile zincir koparan tekfurun sarayından kurtulduktan sonra dağ devirenin yanına gitmişler. Zincir koparan olanları dağ devirene anlatmış ve yardım etmesini istemiş. Yıllardır zalim tekfur hakkında anlatılanlarla bilenmiş olan dağ deviren zincir koparanın dürtmesiyle harekete geçmiş. Çataltepe'yi kaldırdığı gibi yere vurmuş. Ortalığı bir toz bulutu kaplamış. Yarım saat sonra toz bulutu kalkınca ortada ne Çataltepe ne tekfur kalmış. Adını kimse bilmeyeceği için, tekfur tarihin karanlıklarında kaybolmuş.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım



Sayfa: [1] 2 3 ... 5